Srebrenica soykırımının 25.’inci yılı

Srebrenica trajedisi hayatımızda yaşayabileceğimiz en büyük felaket olarak kalacak. Küçücük bir Bosna için kocaman bir felaket.Alija Izetbegović

Srebrenica’yı korunmuş bölge ilan eden BM Güvenlik Konseyi’nin 819 no’lu çözünürlük

SREBRENİCA SOYKIRIMININ OLAYLARINA GENEL BAKIŞI

Sırp Ordusu askerlerin Srebrenica’daki Boşnaklara karşı işlediği suçlar hakkında kanıtlı daha fazla bilgi için (fotoğraf, belge, video, harita vb) burdan bakabilirsiniz http://srebrenica.sense-agency.com/bs/

Alija İzetbegoviç’in BM temsilcisi David Harland’ın sorularına verdiği yanıtlar, 16 Temmuz 1999

ALİJA İZETBEGOVİÇ’İN “HATIRALAR” KİTABINDAN 5.İNCİ BÖLÜM ‘SREBRENİCA’:

„Zaman geçtikçe Srebrenica trajedisine karşı dünyanın ilgisi geçmiyor, büyüyor. 16 Temmuz 1999 yılında  Birleşmiş Milletler Bosna Hersek Misyonu Sivil İşler Başkanı David Harland’ı kabul ettim ve sorularını yanıtladım.

DAVİD HARLAND’A CEVAPLAR

(16 Temmuz 1999)

Harland: Sayın Başkan, BM Genel Meclisi’nin Srebrenica’nin 1955 yazında düşüş şartlarını tahkik etmek üzere bir karar aldığınında kuşkusuz haberdarsınız. BM Genel Sekreteri, Bosna Hersek’teki BM Misyonuna kararın 18. paragrafı uyarınca bu raporun hazırlanmasına yardımcı olmak üzere beni yetkilendiren sözlü bir not geçti. Bunu yapabilmek için  sizden Srebrenica’nın düşüşünü hazırlayan ve sizce malum olabilecek bazı olaylarla ilgili birkaç soruyu cevaplandırmanızı isteyeceğim.

İlk sorum şu: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Mart-Nisan 1993’te sivillerin Srebrenica’dan tahliyesini desteklediler mi?

A.İ: Evet, fakat kasabanın kendi nüfusunun değil, Cerska ve Konjeviç-Polje’ye yönelik Sırp saldırısının ardından Srebrenica’ya çekilmiş olan belli sayıdakı sivilin tahliyesini. Srebrenica zaten ciddi bir nüfus fazlalığı barındırıyordu. Kasabada ciddi bir inasni krizi vardı. O sırada kasabayı terketmiş olanlar, ağırlıklı olarak Mart-Nisan 1993 saldırısında Sırp kuvvetlerinin işgal etmiş olduğu sahalardan gelen hasta ve yaşlı insanlar, çürüğe çıkarılmış olanlar, kadınlar ve çocuklardı. Bu sivilleri tahliye etme kararı General Morillon tarafından alındı. Biz de buna karşı çıkmadık.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Mart – Nisan 1993 saldırı sırasında Sırpların Srebrenica’ya girebileceklerine inaniyorlar mıydı?

A.İ: Yetkililer Sırp kuvvetlerini Srebrenica’ya girmekten alıkoyacak tüm olası yolları değerlendirdiler. Kasabanın sakinlerini korumak için uzun vadeli bir çözüm arandı. Sırplar eğer Mart 1993’te giremeselerdi, bunu daha sonra yapmaya teşebbüs edebilirlerdi. Srebrenica’nın bağımsız olan topraklarımızın kalanıyla olan ilişkisi kesilmişti. Daha uzun vadeli bir savunma için oraya teçhizat, silah ve cephane göndermemiz olanaksızdı. En çok ilgilenilen konu, kasaba sakinlerini nasıl besleyebileceğimizdi. Güvenli bölgeler fikrini kabul etmemizin nedenleri bunlardı. Srebrenica’daki Bosna Hersej Ordusu askerleri silahsızlandırılmışlardı. Tüm ağır silahlar kasaba dışına çıkarılmıştı. Sırp mevzilerinin karşısına savunma hattı oluşturulmuştu. Güvenli sahalarla ilgili BM kararlarına ilişkin UNPROFOR taahhütleri ve garantileri söz konusuydu. Halk, bu taahhütlerin yerine getirileceğine inandı. Halkın Srebrenica’dan ayırılmaya devam etmiş olduğu doğrudur: fakat bu, Çetnik saldırısından duyulan korkudan ziyade, insani durumun ciddiyetinden ve ailelerini birleştirmek arzusundan kaynaklanıyordu.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyet yetkilileri, 9 Şubat 1994 tarihli NATO ültimatomunun, Sırpların ağır silahlarını Saraybosna çevresinden çekme ya da onları UNPROFOR tarafından kontrol edilmek üzere silah toplama noktalarına yerleştırme kararına katkıda bulunmuş olduğu kanaatinde miydiler?

A.İ: NATO ültimatomu sadece kısmen etkindi. Yüksek oranda silah, denetim altına sokulmadığı gibi, UNPROFOR da kararı tam olarak uygulama konusunda ısteksizdi. Sırplar diledikleri zaman silahlari alıp götürdüler. Bu konuda iyi bilinen vakalardan biri, ağır silahların Lukavica’daki toplama merkezinden başka yerlere nakledilmesidir. Bu, Mart ya da Nisan 1994’te olmuştu. Onların o tarihte, bunun NATO’nun sözlü bir tehdidinden ibaret olduğu sonucuna varadıkları aşikardı.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Sırpların Nisan 1994’te saldırıları sırasında Gorazde’ye girebileceklerini düşünmüşler miydi?

A.İ: Ortada ciddi bir tehlike mevcuttu ama biz, Gorazde’nin dayanacağına inaniyorduk ve o azami çabayla bunu başardı da.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyet yetkilileri, 22 Nisan 1994 tarihli NATO ültimatomunun, Sırpların Gorazde’ye yönelik saldırılarını sürdürmeme karırında belirli bir rol oynamış olduğunu düşündüler mi?

A.İ: Kuşkusuz ki evet. Ancak belirleyici olan, Gorazde’nin Bosna Hersek Ordusu tarafından savunulmasıydı. Saldırı, ültimatomdan önce yaklaşık bir ay sürdü. Eğer Bosna Hersek Ordusu askerleri bu ay boyunca Gorazde’yi savunma kapasitesine sahip olmamış olsalardı, ültimatom .ok geç kalmış olacaktı.

D.H: Bosna Hersek yetklilerine göre, Sırpların Srebrenica’ya 1995 Temmuzundan önce girmemiş olmalarının nedeni nedir?

A.İ: 1992, 1993 ve 1994 sırasındaki olayların seyri, Sırplarda uluslararası topluluğun azimli ve kararlı olmadığı izlenimi bıraktı. Sırp liderler arasında dünyanın müdahaleye hazır olup olmadığı konusunda  farklı tahminler mevcuttu. Mladiç, Srebrenica’da risk almaya karar aldı. Geriye dönüp bakıldığında, onun uluslararası topluluğun harekete geçmeye karar veremeyeceği konusundaki yargısında haklı olduğu görülür. Onun bu sonuca, başka şeyler yanında, Sırp önderliğinin Akashi ve General Janvier ile yapmiş olduğu müzakereden hareketle vardığını tahmşn ediyorum.

D.H:  Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Srebrenica ile Zepa’nın Bosnalı Sırplarla mübadelesini ne dereceye kadar barışçı bir çözümün parçası olarak kabul ettiler? Bu konu üzerinde içeride ve Sırplarla hangi müzakereler yapıldı?

A.İ: Bu konuda Sırp tarafı ile müzakere yapılmadı, fakat Dayton’da, diğer herşeyin yanında, Amerikalılar bizden Bosna Hersek’teki entitelere ilişkin haritanın nihai versiyonunu kabul etmemizi istediler. Harita, pazarlıklar sırasında değişikliğe uğradı. Nihayer Saraybosna’yi ve Gorazde’ye doğru bir koridoru almayı başardık ama Srebrenica ve Zepa’yı alamadık. Brçko’nun Sırp Cumhuriyeti içinde kalmasına riza göstermek istemediğimde (20 Kasım’da oldu) müzakereler çöküş noktasındaydı. Yapabileceğimiz tek şey, Bosna’ya dönmek ve son derece elverişsiz koşullar altında, uluslararası topluluktan tamamen yalıtılmiş halde savaşa devam etmekti. O sırada bize, Dayton Anlaşmasının 7 sayılı eki ile garanti altına alınan mültecilerin ve yerlerinden edilmiş kişilerin evlerine dönüşü karşılığında, Podrinje’deki Boşnak çoğunluğa sahip alanların kaybını bir dereceye kadar telafı edebilirmişiz gibi geldi. Buna hala inaniyor ve gereğince davraniyorum.

D.H: Barış anlaşmasında Srebrenica’nın Bosnalı Sırplara bırakılacağı düşüncesinin, Srebrenica müdafilerinin daha şiddetli bir savunma ortaya koyma konusundaki istekliliklerini etkilemiş olması mümkün müdür?

A.İ: Dayton’dan önce Srebrenica’nın Sırplara bırakılabileceğinin değil konuşulmasının, tahayyül bile edilmesinin kesinlikle imkansız olduğunu söylemiştim. Bunun kanıtı, Srebrenica’daki garnizona gönderdiğimiz savunma silahlarıdır. Onlara TF-8 tanksavar silahları da temin etmiştik ve Mayıs 1995’te düşürülmüş olan son helikopterde dört askeri doktor da bulunuyordu. Onlardan üçü helikopter düşürüldüğünde öldürüldü ve komutan vekili Binbaşı ciddi şekilde yararlandı. Kimse terketmeye niyetli olduğu bir kasabaya askeri doktorlar ve sofistike silahlar göndermez.   

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti Ordusu, Srebrenica müdafilerine13 Nisan 1993’ten önce de askeri teçhizat sağlanmasını emretti mi? Eğer ettiyse neden? Etmediyse neden?

A.İ: Evet, ordu Srebrenica müdafilerini elinden gelen en iyi biçimde desteklemekle görevlendirilmişti. Fakat altını çızıyotum, saldırı değil savunma silahlarıyla.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Nisan 1993’ten sonra Srebrenşca güvenli bölgesi dışında meydana gelmiş herhangi bir çeşit saldırıdan haberdar mıydı?

A.İ: Bildiğim kadarıyla hayır.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkililerinin kanaatine göre, UNPROFOR’un, Srebrenica ve Zepa güvenli bölgelerine yönelik saldırıları engellemek için yetkilerşnşi kullanma konusunda başarısız olmasının nedeni nedir? Yetkililer bu başarısızlıktan dolayı şaşırmışlar mıdır? Planları bu tür bir başarsızlığı varsaymış mıydı?

A.İ: UNPROFOR kendisini her zaman güç kullanma yetkisine sahip olmadığını söyleyerek savundum. Ancak, Srebrenica ve Zepa BM güvenli bölgesi ilan edildiğinde bizler, UNPROFOR’un NATO’nun hava desteğini isteme konusundaki yetkisini kullanacağını inanmıştık. Bu yapılabilirdi ve yapılmalıydı. Zira Bosna Hersek’teki güvenli bölgelerle ilgili Güvenilk Konseyi kararları BM Şartı’nın 7. Bölümü temelinde kabul edilmişti ki bu, ilgili kararların, gerekli hallerde güç kullanılarak uygulamaya konulabileceğini ifade eder. Sırp kuvvetleri tarafından Srebrenica ve Zepa’ya yönelik daha şiddetli saldırılarda bulunulması halinde, NATO’dan hava saldırıları biçiminde bir cevap geleceğine inanmak için, her türlü nedenimiz vardı. Bunu yapma kararının alınmış, sonra geri çekilmiş, sonra yeniden alınmış ve nihayet yeniden geri çekilmiş olduğunu biliyorsunuz. Bunun nedeni ve nasıl olduğunu, sadece Akashi ile General Janvier’in cevaplayabileceği sorulardır. Onların 8, 9, 10 ve 11 Temmuz 1995’te perde arkasında oynanmış olan bu oyunu hakkında bilgileri vardır. General Smith, 9 Temmuz gecesi geç saatlerde, NATO hava harekatı için emrin verilmiş olduğunu ve sabahın erken saatlerinde başlayacağını söylemek üzere beni aradı. General Smith’in çok dürüst bir subay olduğunu ve BM askerlerinin Sırp generallerince şiddete maruz bırakılmasına ve hatta aşağılanmasına izin vermiş olan BM siyasi liderlerinin kararsızlığından utanç duymuş olduğunu düşünüyorum. Maalesef, ne onun ne de benim beklentilerim karşılandı. BM’de daha üst konumda olan güçler, ya da bazıları başka türlü buyurmuşlardı.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Temmuz 1995’teki Sırp saldırısını bekliyorlar mıydı? Srebrenica düşebileceğini tahmin ettiler mi? Sırpların esir aldıkları delikanlıların ve erkeklerin çoğunluğunu katledebileceği öngörüsünde bulundular mı?

A.İ: Tabiatiyle hiçbir ihtimal tam olarak dışlanamazdı. Tam olarak güvenilebilir olmasa da, bazi göstergeler ve istihbarat raporları vardı. Saraybosna’da bulunan bizler kuşatma altındaydık, dışarıyla temasımız tamamen kesilmişti. Sırp karargahı tarafının olası askeri hilelerine ve maksatlı dezenformasyonuna dair şüpheler daima mevcuttu. Size, sadece kendi kişisel kanaatimi söyleyebilirim: Srebrenica’ya kasabayı ele geçirme maksadıyla yapılacak olan bir saldırı beklemiyordum. Sırpların olup bitmiş onca şeyden sonra bir katliama girişeceklerini de beklemiyordum. Uluslararası topluluğun, bu kez bu çeşit bir şeye müsamaha göstermeyeceğine inaniyordum. Ama insanın bekledikleri nadiren olur. Özellikle de en iyiyi umut ediyorsa.

D.H: Srebrenica ve Zepa’nın zaptı, nihai bariş anlaşmasının daha mı kolaylaştırdı?

A.İ: Bizim başka Srebrenica’lar da olabileceğinden duyduğumuz korku dışında, bu hususi anlamı dışında böyle bir şeyin sözkonusu olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın tutumu bizi cesaretlendirmedi, tam tersine.

D.H: Dayton Barış Anlaşmasının, Bosnalılar açısından, Srebrenica ve Zepa’nın Boşnak kontolündeki alanlar içinde kalmasını öngören barışçı çözüm önerilerinden (örneğin Vance-Owen Planı, Temas Grubu Planı, HMS İnvincible Planı vb.) daha fazla avantajı var mıydı?

A.İ: Vance-Owen Planının bizim açımızdan Dayton’dan daha elverişli olduğunu düşünüyorum. Tam olarak Podrinje’deki Boşnak çoğunluğa sahip alanlar bakımından. Fakat Sırplar Vance-Owen Planını reddettiler ve savaş devam etti. Ancak, Dayton Anlaşmasının Vance-Owen Planına nazaran çok önemli bir diğer avantajı var. Uluslararası bir askeri ikmal gücü, Dayton’dan ayırılmaz bir parçasıydı. Sırplar onu resmen kabul etmiş olsalardı bile, Vance-Owen Planı kanaatimce, Sırplara uymayan tüm veçheleri itibariyle hükümsüz olarak kalacaktı.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin Srebrenica ve Zepa’ya yönelik saldırılarda doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir dahli bulunduğuna ilişkin bir duyum almışlar mıydı?

A.İ: Bu soruya zaten cevap verdim. Kısacası, belli bir dereceye kadar evet.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkilileri, Bosnalı Sırplar tarafından esir alınmış olan erkeklerin ve delikanlıların çoğunluğunun katledilmiş olduğuna inanmaya ne zaman başladılar? Haber kaynaları nelerdi?

A.İ: İlk muhacirler Tuzla ve Kladanj’a ulaşır ulaşmaz bireysel öldürmelerden haberdar olduk. Fakat gerçekte olmuş olanlar, bizim hayal edebileceğimiz en kötü durumun bile ötesindeydi. Bu denli korkunç bir şeyin olacağını birilerinin tasavvur edebilmiş olduğunu bile düşünmüyorum.

D.H: Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkililerinin görüşüne göre, UNPROFOR’un önceden bunu yapmamış olduğu halde, 29 Ağustos 1995’te NATO’nun büyük hava saldırıları için çağrıda bulunmuş olmsının nedeni nedir? Bosna Hersek Cumhuriyeti yetkililerinin kanaatine göre, bu tür hava saldırılarının, eğer Ağustos 1993’te (İgman), Şubat 1994’te (Saraybosna), Nisan 1994’te (Gorazde) ya da Temmuz 1995’te (Srebrenica ve Zepa) başvurulmuş olsaydı daha büyük bir askeri ve siyasi yararı olacak mıydı?

A.İ: 1995 Ağustos sonunda gerçekleşen saldırıların en az üç yıl gecikmiş olduğunda herkes, gerek Bosna Hersek’te yaşayan bizler, gerekse ülke dışındaki sorumluluk sahibi kişiler mutabıktır. Peki, neden sonunda hava saldırıları noktasına gelinmiştir? Evet öyle görünüyor ki, yaşananlar bardağı taşıran son damla olmuştu. Dünya, ne olursa olsun, kayıtsızca izlemeye daha fazla devam etmezdi. Bu, nedenlerden biridir. Bir diğer ise, barışa uzlaşma temelinde ulaşmanın hala muhtemel olduğunda dair değerlendirme olmuş olabilir. Ne galiplerin ne de kaybedenlerin olduğu bir barış, uluslararası cemaate uyardı. Bu türden bir barış 1995 güzünde hala olasaydı. Ertesi yıl, sonuna kadar gitmeye karar vermiş olabilirdik. Bu dünyanın işine gelmedi. Onun için de, askeri ve siyasi harekattan yana tercih kullandılar.“

“ALIJA IZETBEGOVIĆ” VAKFI