Bakir İzetbegoviç’in babası Aliya İzetbegoviç’e dair hatıraları
Aliya İzetbegoviç: Özgürlük ve Medeni Dünyanın Temel İlkeleri Uğruna Mücadele
Bosna, bin yıllık tarihi boyunca farklı kültürlerin, inançların ve kimliklerin doğal bir biçimde bir arada bir araya geldiği ve yaşadığı bir coğrafya olmuştur. Her zaman Doğu ile Batı’nın, Şark ile Avrupa’nın buluşma noktası olmuştur. Aliya İzetbegoviç’in içinde yetiştiği bu çok kültürlü ortam ve eğitim aldığı, kişiliğinin şekillendiği çalkantılı dönem, onun hayat felsefesini ve izleyeceği yolu belirlemiştir.
Bu yol, inancının, halkının ve ülkesinin varlığını korumak ve onları hak ettikleri konuma taşımak için verilen bir mücadeleydi. Aliya, Bosna hakkında şöyle demişti: “Bosna, Balkanlar’ın engebeli coğrafyasında yer alan bir toprak parçasından ibaret değildir. O, farklı inançların ve kültürlerin bir arada yaşayabileceği fikridir.” Aynı yolun üzerinde onu komünist gizli servisler, hapishaneler, katliamlara hazır ordular ve savaşlar bekliyordu. Ancak bunların hiçbiri Aliya’yı korkutamadı, durduramadı ya da ona üstün gelemedi.
Tanrı’ya Karşı Bir İdeoloji
Aliya İzetbegoviç, çarpıcı toplumsal dönüşümlerin yaşandığı, yerleşik düzenlerin ve ilişkilerin sarsıldığı, devrimlerin, saldırgan ateizmin, faşizmin ve komünizmin yükseldiği, Tanrı’yı dışlayan ya da Tanrı’ya karşı konumlanan ideolojilerin döneminde yetişti.
Bir inanç ve düşünce sistemi olarak İslam, etkisini büyük ölçüde yitirmiş ve gerileme dönemine girmişti. İslam’a dayanan, onu koruyan ve yaşatan ülkeler ile toplumlar bilim, teknoloji, örgütlenme ve siyasi olarak tarih süreçlerinin gerisinde kalmış, tarihsel gelişmelerin çeperine itilmişti. Müslümanlar tarihin öznesi olmaktan çıkıp nesnesi hâline gelmişti. Başkaları tarafından yönetiliyor, boyun eğiyor ve en iyi durumda, teknolojik ve düşünsel açıdan üstün konumdaki güçleri taklit ediyorlardı. İslam dünyasının gerileyişi ve komünizmin yarattığı heyecan, Aliya’yı gençlik yıllarında derin bir sorgulamaya sürükledi. İnsanların eşitliği, sosyal adalet ve insanların kaderine hükmeden aşırı zengin kapitalistlere karşı mücadele gibi düşünceler, İslami ilkelerle yetişmiş genç bir insan için elbette kabul edilebilirdi.
Ancak saldırgan ateizm, partinin Tanrı’nın yerini alma girişimi, hakikatin kutsallığına saygı gösterilmemesi ve hakikatin göreceli hâle getirilmesi onun için kabul edilemezdi. Bireyin özgürlüğünü ezen kolektivizm de aynı şekilde karşı çıktığı bir anlayıştı. İnancını sorguladığı ve tereddütler yaşadığı bu dönem, geleceğin İslam düşünürü ve siyasi lideri Aliya İzetbegoviç’in kişiliğinin oluşumunda önemli bir evre oldu.
Hayatının ilk dönemini İslam’ın ve Müslümanların savunulmasına, yeniden güç kazanmasına ve daha önce görülmemiş hızla değişen ve büyüyen dünyada kendilerine bir yer edinmelerine adadı.
İslam’ın özünde, görünüşte uzlaştırılması mümkün olmayan karşıtlıkları doğal bir biçimde bir araya getiren bir bütünlük bulunduğu ve dinin, hayatın bütün alanlarını belirleyen bütünleştirici bir dünya görüşü olduğu yönündeki düşüncelerini daha gençlik yıllarında kaleme aldığı eserlerde ortaya koydu. İzleyen yıllarda yazdığı ve yayımladığı eserlerde de bu fikirleri geliştirmeyi sürdürdü.
Mahkûmluktan Liderliğe
Aliya İzetbegoviç, düşünceleri ve yazılı eserleri nedeniyle iki kez hapse mahkûm edildi. İlk kez, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, henüz 20 yaşındayken, ikinci kez ise 1983 yılında, artık emeklilik çağındayken tutuklandı.
Komünist mahkemeler tarafından toplam 17 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve hayatının yaklaşık dokuz yılını cezaevinde geçirdi. İkinci hapis dönemi, onun siyasi bir lidere dönüşmesinde belirleyici oldu. 1988 yılında cezaevinden çıktığında Yugoslavya’nın dağılmasına ve en ağır sonuçlarını Bosna-Hersek’in yaşayacağı kanlı çatışmalara çok az zaman kalmıştı. 65 yaşındayken, tek partili komünist sistemde ilk alternatif siyasi parti olan Demokratik Eylem Partisi’ni (SDA) kurdu. Bu adımı atarken yeniden hapse girme riskini göze aldı. Komünist rejim artık son günlerini yaşıyordu ve bu nedenle yeniden tutuklanmadı. Ancak ortaya çıkmakta olan tehdit, komünizmden çok daha tehlikeliydi. Aşırı milliyetçilikler yalnızca din ve vicdan özgürlüğünü değil, halkın ve ülkenin varlığını da tehdit ediyordu.
1980’lerin ortasında Aliya İzetbegoviç, Foça Cezaevi’nin beton duvarları arasında bir mahkûmdu. 1990’ların başında ise Saraybosna’nın çevresindeki tepelerde konuşlandırılmış tahkimatların ve topçu mevzilerinin oluşturduğu aşılmaz bir kuşatma çemberi ile çevrili, Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıydı.
Açıklanması Güç Bir Başarı
Bosna’nın ve Boşnakların iki yönlü saldırıya karşı savunulması, olağanüstü ve açıklanması güç bir başarıdır. Doğu’dan ve Batı’dan gelen, üstün silah gücüne sahip ordular neredeyse silahsız bir halka saldırdı. Halkı birbirinden kopuk, kuşatma altındaki bölgelere ayırdı ve dış dünyayla bağlantısını kesti. Başlangıçta direnişin yalnızca birkaç hafta sürebileceği düşünülüyordu. Ancak direniş devam etti ve giderek güçlendi. İnanılması güç lojistik ağlar kuruldu, ordu örgütlendi ve silahlandırıldı. Savaşın son yılında Bosna-Hersek Cumhuriyeti Ordusu askerî anlamda düşmanına üstünlük sağlamayı başardı. Bosna-Hersek Cumhuriyeti Ordusu’nun kurtuluş amacıyla başlattığı karşı taarruz, Kasım 1995’te NATO’nun hava saldırısı düzenleyeceği tehdidi üzerine durduruldu.
İleri yaşlarında bir insan, iki kez yenilgiye ve yokluğa mahkûm edilmişti. Ancak o yenilmedi. Önce ilk zalimler, ardından da ikincileri tarih sahnesinden silindi. Aliya ise ayakta kaldı ve çoğundan daha uzun yaşadı. Bazılarını biyolojik olarak, hepsini ise fikirleri ve eserleriyle geride bıraktı.
Bunu nasıl başardığı sorulduğunda, hayatım boyunca yanında bulunmuş ve mücadelesini yakından izlemiş biri olarak, cevabın yalnızca bir bölümünü bildiğimi söyleyebilirim.
İnsanlara Duyduğu Saygı
Aliya İzetbegoviç, hayatı boyunca pek çok farklı rol üstlendi. Yazar, siyasi muhalif, mahkûm, mühendis, hukukçu, siyasetçi, cumhurbaşkanı ve baba oldu. Bütün bu sorumluluklarını yerine getirirken her işe gereken özeni gösterir, hiçbir zaman telaşa kapılmazdı. Olağanüstü bir entelektüel kapasiteye ve çalışma disiplinine sahipti.
Ancak onu asıl güçlü kılan karakteri, sabrı, sevgisi ve insanlara duyduğu saygıydı. İnsanları çok iyi tanıyordu. Hapishaneler, siyaset ve savaşlar, insanların karanlık yönlerini ve zayıflıklarını açığa çıkarır. Aliya, hayatının uzun yıllarını bu koşullar altında insanları gözlemleyerek geçirdi. İnsanlığa dair derin bir hayal kırıklığına uğraması ve dünyayı daha iyi bir yer hâline getirme çabasından vazgeçmesi için pek çok nedeni vardı.
Ama o hiçbir zaman vazgeçmedi, her defasında yeniden affetmeyi bildi.
Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın son peygamberinin insanlara karşı tutumunu anlatan bir ayet, Aliya İzetbegoviç gibi liderlerin karakterini de yansıtır: “Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.”
Aliya İzetbegoviç, 2003 yılında bugün, Hakk’ın rahmetine kavuştu. O, özgürlüğün ve medeni dünyanın temelindeki ilkeler uğruna büyük kişisel fedakârlıklarda bulunan seçkin ve cesur insanlar arasında yer alıyor.
Bize dünyaya ve insanlara yaklaşımını, mücadele anlayışını ve adanmışlığını miras bıraktı. İyiliği ve sabrıyla örnek oldu. Aynı zamanda bize bir sorumluluk da emanet etti: Bosna’nın yalnızca “Balkanlar’da bir toprak parçası” olmadığını, farklı inançların ve kültürlerin gerçekten bir arada yaşayabileceği bir fikir olduğunu kanıtlamak.
Bakir İzetbegoviç
